Otizm



Otizm nedir?
Otistik bozukluk sosyal ilişkide yetersizlik, iletişimde (sözel ya da sözel olmayan) yetersizlik, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgilerin olmasıyla karakterize bir bozukluktur. 
Otizmin belirtileri nelerdir?
Aşağıda otistik bozukluk tanısı için belirtiler sayılmaktadır. Otistik bozukluk diyebilmek için bu belirtilerin tümünün olması gerekmez.
A - Dil gelişimi ilgili belirtiler
1- Konuşmanın gecikmesi (1 yasında tek kelimeler, 2 yasında 2 kelimelik cümlelerin olmaması) ya da hiç konuşamama kliniğe en sık başvuru nedenidir.
2- Ses tonları genellikle monotondur, “robot” veya mekanik ses tonu ile konuşabilirler, ses tonlarını ayarlamada problemleri olabilir.
3- Kendilerinden “Ben” yerine “O” veya kendi ismiyle söz edebilirler. Örneğin “Ben süt içmek istiyorum” yerine “O süt içmek istiyor” gibi.
4- Konuşmaları “papağan” gibi tekrarlayabilirler ya da bir cümleyi saatlerce aynı şekilde söyleyebilirler. 
5- Müziğe karsı çok ilgili olabilirler. Şarkı sözlerini ezberleyebilirler ancak konuşma dilini kullanmakta zorlanırlar.
6- Çoğunlukla konuşmayı kendiliğinden başlatma ve sürdürmede zorlanırlar.
7- Konuşan otistikler bile, daha çok ihtiyaçlarını ifade etmek için konuşurlar. Ya da ilgilendikleri konularla ilgili tekrarlayıcı bir konuşmaları söz konusudur. Sohbet etmek, uzun anlatmak, karsı tarafın görüşlerini merak etmek pek görülmemektedir.
B - Duygusal ve sosyal gelişimle ilgili belirtiler
1- Çoğu ilk bebeklik döneminden beri göz göze bakmaktan kaçınır ya da hiç göz kontağı kurmaz.
2- Genelde ilk bebeklik dönemlerinden itibaren normal çocuklarda görülen gülümsemeye karşılık verme, bu çocuklarda görülmez veya seyrektir. Bazen anlamsız gülümsemeleri olabilir.
3- İlgi duyduğu bir nesneyi gösterirken annenin yüzüne bakmaksızın gösterirler.
4- Genellikle 7-8 ay civarında “ce-e” oyununa tepki vermezler
5- Genellikle 1 yas civarında “bay- bay” yapmayı öğrenemezler ya da farklı biçimde ve çok daha geç taklit ederler.
6- Donuk yüz ifadeleri vardır. 
7- Kucağa alınmaktan, dokunulmaktan pek hoşlanmazlar.
8-Seslenildiğinde bakmazlar (çoğu zaman aileler duymadıklarını düşünerek doktora götürebilirler), özellikle insan sesine ilgileri zayıftır.
9- Çevrede olup bitenlere karsı ilgisizdirler. 
10- Yaşıtlarına ilgi göstermezler, onlarla oynamak yerine yalnız baslarına olmayı tercih ederler.
11- İnsanları “eşya” gibi kullanabilirler. (Örneğin istedikleri şeyleri annelerinin elini tutarak işaret ederler ve istendiği verildikten sonra da yanlarında kimse yokmuş gibi davranabilirler)
12- Hep aynı şekilde ve hep aynı tür oyuncaklarla oynamak isteyebilirler.(Örneğin bir arabayı sürmek yerine arabanın tekerleğini uzun süre döndürerek ilgilenebilirler veya arabaları, legoları yan yana dizebilirler ya da bir ip parçasıyla uzun zaman uğraşırlar.
13- Oyunları genelde tek düze ve tekrarlayıcıdır.
14- Bazen diğer çocukların ilgi gösterdiği oyuncaklara hiç ilgi göstermezler. Bunlar yerine örneğin, tencere, tava gibi ses çıkaran eşyalara ya da küçük yaslardan itibaren gazete ve kitaplara ilgi gösterebilirler.
15- Evcilik, hırsız-polis gibi taklide dayalı oyunları çoğunlukla oynayamazlar. 
C - Kısıtlı ilgi alanı ve tekrarlayıcı davranışlarla ilgili belirtiler
1- Değişikliklerden hoşlanmazlar.(Örneğin yeni kıyafetler alındığında diğer çocuklar gibi sevinip kabul etmek yerine uzun süre yeni eşyaları reddedebilirler veya odanın düzeni değiştiğinde aşırı tepki verebilirler)
2- Bazı tekrarlayıcı davranışları olabilir. (Örneğin, parmak ucunda yürüme, sallanma, kendi etrafında dönme, aynı çizgi üzerinde koşturup durma, kanat çırpar gibi el hareketleri)
3- Bazen okula gitmeden televizyondaki ya da gazetelerdeki marka isimlerini (araba markaları, cep telefonu markaları gibi) öğrenebilirler. Ancak bu gerçek bir okuma değildir.
4- Bazı eşyalara aşırı tutkun olabilirler.(Örneğin gazoz kapakları, deterjan kutuları, cep telefonları, elektrik kabloları gibi)
5- Uzun süre dönen eşyaları izleyebilirler.(Örneğin çamaşır makinesi, pervaneler, araba tekerlekleri, saatler gibi)
6- Bazıları eşyaları tatma ve koklama yoluyla tanımayı seçebilirler. Her türlü şeyi koklayabilirler veya ağızlarına götürebilirler.
7- Pek çok otistik çocukta duyusal aşırı duyarlılık olabilir. Kimsenin almadığı kokuyu alma, bazı kokulara aşırı tepki (bazı yiyecekler, deterjan, vs), normal bir gürültüde tahammülsüzlük, ellerini kulaklarına götürme, bazı kıyafetlerden rahatsız olma ve giyememe, gıdaları tadıp sonra yeme bu özelliklerden bir kaçıdır.
Otizmin sebebi nedir?
Su anda otizmin sebebinin ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Yapılan araştırmalarla en önemli etkenin genetik olduğu ve bunun yanı sıra çevresel etkenlerin (hamilelik döneminde kullanılan ilaçlar, radyasyon, doğum travmaları, “ensefalit” denen bazı beyin iltihabı durumları gibi) etkili olduğu düşünülmektedir.
Otistik çocuğu olan bir ailenin ikinci çocuklarında otizm ve benzeri durumların görülme oranı %4-10 arasındadır.
Türkiye’de otizmin sıklığı bilinmemektedir. Avrupa ve ABD’deki son çalışmalara göre toplumda bin kişiden birinde görüldüğü bildirilmektedir
Su andaki yöntemlerle doğum öncesi otistik bozukluk tanısı konamamaktadır.
Otizmin tedavisinde ne yapılır?
Tedavide en önemli nokta, mümkün olan en erken yasta tanı konması ve hemen eğitsel tedaviye başlanmasıdır. Çünkü erken yaslar beyin gelişiminin en hızlı olduğu dönemlerdir. Erken tedaviye başlanması çocuğun dil gelişimini, kendine bakım becerilerini edinmesi ve yaşıtlarıyla birlikte okula devam edebilmesi için çok önemlidir
Tedavinin temel olarak iki ayağı vardır:
1-Eğitsel tedavi ile dil gelişimi, sosyal gelişim, kendine bakım ve zihinsel becerilerin kazanılması ve istenmeyen davranışların ortadan kaldırılması hedeflenmektedir.
2-İlaç tedavisi ile çoğunlukla eslik edebilen aşırı hareketlilik, hırçınlık, dikkat dağınıklığı, saldırgan davranışlar, depresyon ve epilepsi nöbetlerinin düzeltilmesi amaçlanmaktadır.
Önceleri yapılan çalışmalarda yüz otistik çocuktan yaklaşık 30 kadarının yaşamlarını bağımsız olarak sürdürebilecekleri bildiriliyordu. Geri kalanların ise yaşamlarında birinin denetimine ve desteğine ihtiyaç duydukları söylenmekteydi. Geçmişteki çalışmalarda otistik bireylerin bağımsız yasayabilmesinin 5 yasından önce konuşmanın başlamış olmasına, çocuğun zeka düzeyine, otistik belirtilerin derecesine ve ek olarak bazı tıbbi durumların (epilepsi gibi) olmayışı gibi faktörlerle ilgili olduğu düşünülmekteydi.
Ancak son zamanlardaki çalışmalarla erken dönemde tanı, erken ve yoğun özel eğitim alanlarının, otizm belirtilerinin büyük kısmında düzelme sağladığı, bağımsız ve kaliteli yasam sürdürme sansını arttırdığı bulunmuştur.
Erken dönemde tanı konması ve erken / yoğun eğitsel tedavinin iyileşmede daha önce bildirilen faktörlerin yanı sıra çok önemli bir değeri olduğu ortaya konmaktadır Erken ve yoğun eğitsel tedavide ailenin de tedavi sürecine katılımı çok önemlidir. Otistik çocuğa yurtdışında haftalık 20-40 saatlik yoğun tedavi uygulamalarında, erişkin yasamda yaşamını bağımsız sürdürme olasılığını önemli ölçüde arttırdığı belirtilmektedir.
Ülkemizde olanakların sınırlı olması nedeniyle ailenin evde de eğitsel tedaviyi sürdürmesi çok daha önemlidir. Bu koşullarda ailelere ikinci bir görev düşmektedir.
Haftada bir kaç seans eğitimci ile olan çalışmalardan sonra, kendilerinin de evde eğitim programına devam etmeleri ve çocuklarının ayrıca eğitimcisi olma rolünü kabul etmeleri uygun olacaktır. Eğitim programının etkinliğini değerlendirmede yine ailelerin aktif rolü olmalıdır
Herhangi bir eğitim programına başlamadan önce, çocukları ile ilgili gözlemlerini not edip, her ay bir defa çocuklarının durumunu tekrar gözden geçirip, eğitim programının etkin olup olmadığını değerlendirme şansları olacaktır.
Eğitim programları, duygusal ve sosyal becerileri arttırma (taklide dayalı beceriler ve insan ilişkilerine duyarlılığı arttırarak),istenmeyen davranışları azaltma, lisan geliştirmeyi içermelidir.
Dil gelişimi için mutlaka bir konuşma terapistine ihtiyaç vardır. Ülkemizde konuşma terapisti sayısı az olduğundan sıklıkla bu isi de özel eğitimciler yapmaktadır. Ancak eğer konuşma terapistine ulaşma sansı varsa mutlaka en erken yasta konuşma terapistine başvurmak gerekir
Otizm ile kimler ilgilenir?
1-Çocuk ve ergen psikiyatristleri
Otistik bozukluk tanısı koymada ve tedavi planını oluşturmada ve tedaviyi izlemede çocuk psikiyatristleri sorumludur. Otistik bozukluğu olan çocuklarda bazı ek tıbbi durumlar (epilepsi, genetik sendromlar) ve ek psikiyatrik bozukluklar (aşırı hareketlilik, hırçınlık, depresyon, uyku bozuklukları gibi) olabileceğinden gerekli görüldüğünde bu durumlara yönelik tetkik, tedavi ve yönlendirmeleri yaparlar.
2-Çocuk doktorları (pediatristler)
Genellikle bir çok aile çeşitli nedenlerle çocuk doktorlarına başvurduğundan ilk olarak bu çocukları çocuk hekimleri görebilmektedirler. Şüphelenildiğinde çocuk psikiyatristine yönlendirilmektedir.
3-Çocuk nörologları
Otistik bozuklukla ilgilenen çocuk nörologları, otizme eslik edebilecek epilepsi durumu ve diğer nörolojik bozuklukların tanı ve tedavisinden sorumludurlar.
4-Psikologlar
Tanı konduktan ve gerekli tetkikler tamamlandıktan sonra, çocuğun zeka düzeyini belirlemede rolleri vardır. Eğer otizmde eğitim verme konusunda bir eğitimden geçmişse, özel eğitimde rol alabilir.
5-Özel eğitimciler
Bu olgularda eğitsel programı başlatma ve yürütmeden sorumlu olan meslek grubudur. Aileyi bu programa dahil etmek ve eğitmek, ev ödevi vermek gibi programlarlarla uygulamaların etkinliğini arttırmaktadırlar.
6-Konuşma Terapistleri
Çocuğun aldığı eğitim programı yanında bir konuşma terapistinden konuşma tedavisi de alması uygun olacaktır.
Otizmin tanı ve tedavisini geciktiren yanlış inanışlar
4 - 5 yaşına dek bekleyelim, konuşmazsa doktora gidelim.
Bizim ailede konuşma gecikmesi irsidir. Herkes geç konuşur ancak sonra konuşur.
Sessizdir ve uysaldır, rahat çocuktur.
Doktor tam otizm tanısı koymadan, sadece şüphelendi, eğitime başlamayalım.
Çocuğumuz dahidir, konuşmadan önce okumayı söktü, oyuncaklar ve arkadaşlıklardan ziyade gazeteler ve elektronik eşyalara ilgi duyuyor.
Ne kadar erken tanı konulup tedaviye başlanırsa gidişat o kadar iyi olur.