Makaleler

  • Özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG) bireysel olarak uygulanan standart testlerde, çocuğun kronolojik yaşı, ölçülen zekâ düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda; okuma, matematik ve yazılı anlatım konularında , yaşıtlarına oranla daha geride  olmasıdır. Özgül Öğrenme Güçlüğü terimi, “disleksi” (okuma alanında güçlük), “disgrafi” ( yazı alanında güçlük) ve “diskakuli” (matematik alanında güçük) terimlerinin hepsini kapsamaktadır. ÖÖG görsel, işitsel, motor duyusal alandaki özürlerden, zihinsel gelişim geriliğinden, yaygın gelişimsel bozukluklardan, fırsat eksikliği, yetersiz öğrenim gibi okula ilişkin zorluklardan, kültürel etkenlerden, duygusal bozukluk ve iletişim bozukluğundan , çevresel etmenlerden ayırt edilmelidir. Öğrenme güçlüğü, zamanında ve gerekli eğitim destek çalışmaları yapıldığında etkinliği azaltılabilecek  bir bozukluktur. Belirtileri Nelerdir? Okul öncesi dönem belirtileri: 1.Konuşmanın gecikmesi ve  diğer konuşma bozuklukları (kelimeleri doğru telaffuz etmekte güçlük, kelime dağarcığının yetersiz ve yavaş gelişmesi, bir şey anlatırken zorlanma, az konuşma) 2.Zayıf kavram gelişimi (Büyük-k
  • SOSYAL ILİŞKİLERDE VE ÖZGÜVENDE YETERSİZLİK Sosyal ilişkilerde ve özgüvende yetersizlik kendini şu gibi belirtiler ile gösterir. 1. Kendini ifade etmekte ve savunmakta önemli düzeyde güçlük çekme 2. Yaşıtlarının arasına gitmekte ve onlarla kaynaşmakta çok fazla çekimser davranma 3. Arkadaşlık kurmakta ve sürdürmekte sorunlar yaşama 4. Arkadaşlık kurabilse bile, ilişkilerde çoğunlukla pasif ve edilgen bir rol alma Arkadaşlarının etkisinde fazlaca kalır. Hatta, arkadaşı yeter ki kendisini dışlamasın ve arkadaşlığını bitirmesin diye hep onun istekleri doğrultusunda hareket eder. Aşırı fedakarlık ve verici bir tutum benimser. (kendi ihtiyacı olan bir eşyayı sırf o istiyor diye ona vermesi ve okul harçlığının çoğunu onun için harcaması gibi). Çocukluk döneminde bu şekilde ilişki kurmayı ve sürdürmeyi öğrenen bir çocuk, zaman içerisinde bu edilgen ve pasif özelliğinden kurtulamadığı taktirde, yetişkin olduğunda da benzer davranış ve tutum içerisinde olacaktır. Evde eşine ve çocuklarına, sosyal yaşamında arkadaşlarına, iş hayatında da üstlerine karşı aşırı ve lüzumsuz fedakarlıklarda bulunacaktır. Lüzumsuz Fedakârlık ne demektir? Ve kişilerin hayatını nasıl etkiler? Sonraki yazılarımda açıklamaya çalışacağım. 5. Teneffüslerde sırasında oturma ve dışarı
  • Sosyal pedagoji ve Özel Eğitim   Sosyal pedagoji, kökleri ilk olarak 19. yüzyıl Almanya'sına uzanan, Avrupa'nın büyük bölümünde çocuklar ve ailelerle doğrudan çalışılmasına zemin teşkil eden bilim dalıdır.Özel Eğitim gerektiren çocuk ve yetişkinlere  ilişkin en yaygın düşünce olmakla birlikte, prensipleri pek çok Avrupa ülkesinde yaşam  boyunca bireylerle ve gruplarla çalışılacak şekilde genişletilebilmektedir (Petrie, 2001).   Avrupa da özel eğitim, sosyal pedagojik ilkelere göre kendini yeniden geliştirerek psiko-sosyal eğitim modelleleri ile çocukların gelişimini bütünsel bir bakış açısıyla ele almaktadır.Sosyal Pedagoji, sosyoloji,psikoloji, eğitim bilimleri ile curative (iyileştirici) eğitim çalışmalarından faydalanırken yine aynı bilim dallarına pratik ve teorik konularda yardımcı olur.   Pedagoji terimi, Yunanca çocuk anlamına gelen 'pais' ve yol göstermek ya da büyütmek anlamına gelen "agein" kelimelerinden türemiştir (Eichsteller ve Holthoff, 2010).  Burada esas olan, bütüncül ve sosyal bir  eğitim anlayışıdır. Sosyal pedagoji bu anlamda , bireysel olarak çocuğun eğitilmesinin ötesinde, toplum sorumluluğu ve koşullarının daha geniş boyutlarını da kapsar (Petrie, 2006).   Sosyal pedagoglar kim
  • Kekemelik acımasız bir döngüdür. Güzel konuşmak istediğiniz durumlarda çok fazla çabalarsınız, konuşma üretim kaslarını gerer,  kekeler, daha çok çaba sarf eder, daha çok gerilir ve daha çok kekelersiniz.  Kekemelik, yetişkin popülasyonun %1’ini etkileyen, konuşmanın doğal akıcılığını ve pürüzsüzlüğünü bozan multifaktöryel bir akıcılık bozukluğudur. Kekemelik, motor olarak ses, hece ya da sözcük tarafından bölünmesi veya konuşmacının tepkisi tarafından engellenmesi olarak da tanımlanmaktadır. Başka bir tanıma göre kekemelik, konuşma akıcılığının olağan dışı sıklıkta ve/veya sürede sekteye uğramasıdır. Bu kesintiler genellikle (a) ses, hece ya da sözcük tekrarı, (b) seslerin uzaması, (c) sesletim ya da hava akışındaki bloklar şeklinde görülmektedir. Yüzde olan gerilmeler, konuşma kaslarında meydana gelen titremeler, göz kırpmaları, bazı sözcük ya da durumlardan kaçınmalar da kekemeliğe eşlik eden semptomları oluşturmaktadır. Kekemeliğin kontrol altına alınabilen bir davranış olduğunu görüşü kabul edilmektedir. Bu varsayıma dayanarak terapi yöntemi, kekeleyenin kendi davranışı üzerinde sistematik olarak başarı sağlaması için uygulanmaktadır. Kekemelik terapisi, kekemelikle ilgili davranış ve aşamaların daha başarılı yönetimini kapsayan bir s&u
  • İletişim, bilginin gönderici ve alıcı tarafından ortak bir biçimde anlaşıldığı bilgi aktarım sürecidir. İnsanoğlunun tüm başarısının arkasındaki temel faktör iletişim kurabilme yeteneğidir. Bu yetenek ona soyut düşünebilme, daha ilkel bir yaşamı daha uygar bir yaşama dönüştürebilme olanağı sağlar. Tür olarak insan, doğuştan sahip olduğu iletişim ihtiyacını karşılamak için diğer canlılardan farklı olarak sözel dili ve sözel dilin iletilmesini sağlayan konuşmayı kullanmaktadır.  Dil, iç dünyamıza ve dış dünyaya ait düşüncelerimizi simgesel bir yolla yansıttığımız bir araçtır.  Konuşma ise dil kodunun üretilmesini ve aktarılmasını olanaklı kılan bir eylemdir. Dil Bozukluları Dil, temelini toplumsal uzlaşımdan alan, kendine ait simgeleri ve kuralları içinde barındıran bir kodlama sistemidir. Bu sistem kendi içinde beş bileşenlerden oluşur. Bu bileşenler; ses bilgisi (fonoloji), biçim bilgisi (morfoloji), sözcük dizimi (sentaks), anlam bilgisi (semantik) ve kullanım bilgisi (pragmatik) gibi farklı bileşenlerden oluşmaktadır.  Bu beş kategoride ortaya çıkacak gecikme ve algılama, işlemleme ve kullanma bozuklukları dil ve konuşma bozukluklarına sebep olacaktır. Fonolojik (Sesbilgisel) Bozukluklar: Dildeki sesbirimlerin dil kurallarına uygun bir şekilde seçilememesi ve dizilememesi ile ilgili bozukluklardır. F
  • İletişim yaşamın başlangıcından itibaren var olan bir süreçtir. İletişim biçimi türlere göre farklılık gösterse de amaç hep ortaktır; bilgi alış verişi. Tüm canlılar kendi aralarında türlerine özgü iletişim biçimleri geliştirmişlerdir. Sahip olduğu zihinsel becerileri daha üst düzeyde kullanabilme yetisiyle diğer canlılardan ayrılan insan oğlu iletişim kurmak için de sadece kendine özgü olan sözel dili kullanmaktadır. Diğer türlerin kullandığı iletişim biçimlerinden farklı olarak insanın sahip olduğu dil bilgisi soyut ve üretkendir. Dil, konuşmacının düşünce ve duygularını ifade etmek ya da diğer insanları etkilemek amacıyla bir araya getirdiği sözel semboller sistemidir. Dil, kendi içinde, sözcük dizimi (sentaks), biçim bilgisi (morfoloji), ses bilgisi (fonoloji), anlam bilgisi (semantik) ve kullanım bilgisi (pragmatik) gibi farklı bileşenlerden oluşmaktadır.  Normal dil gelişiminde bu farklı alanlarda eş zamanlı gelişim görülür. Bu eş zamanlılık bozulduğunda dil bozuklukları ortaya çıkar ve gelişim farklı alanlarda farklı hızlarda devam eder. Dil iletişim içindir ve iletişim ortamında öğrenilir. İnsan dili öğrenmeye hazır bir biçimde dünyaya gelir ve bunun için eğitime değil; sosyal etkileşime ihtiyacı vardır. Çoğu çocuk sözcük ü
  • DEHB nedir?        DEHB çoğunlukla genetik kökeni olan aynı zamanda gebelik, doğum ve doğum sonrası bebeği etkileyebilecek bir takım tıbbı nedenlere bağlı olarak şekillenen nöropsikiyatrik bir bozukluktur.  DEHB kişinin yaşına ve içinde bulunduğu yaşam dönemine bağlı olarak okul, aile, arkadaş ilişkileri, iş ve toplumsal yaşam alanlarında bir takım zorluklar yaratır.     DEHB’nin farklı tipleri nelerdir?    DEHB çoğunlukla hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivite (aşırı hareketlilik) belirtileriyle karşımıza çıkmakla birlikte, sadece dikkat eksikliği belirtilerinin belirgin olduğu ya da sadece hiperaktivite belirtilerinin belirgin olduğu şekilde de karşımıza çıkabilmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerinin birlikte bulunduğu tip (genelde en sık) Öncelikle dikkat eksikliği belirtilerinin belirgin olduğu tip (kızlarda en sık) Öncelikle hiperaktivite belirtilerinin belirgin olduğu tip   DEHB ne sıklıkla görülür?   DEHB okul çağı çocukların %5-7’sinde görülür. DEHB çocuklukta başlar ve büyük oranda (%60-70) erişkinliğe kadar sürer. Erkek çocuklarda kızlara oranla 4 kat daha fazla görülür. DEHB yetişkinlerde %2-4 oranında görülür.   DEHB belirtileri nelerdir?   Çocukluk döneminde Dikkat Eksikliğ
  • 1. Bebeklik dönemi (0- 2 yaş):   Temel güvenin gelişmesi Bağlanmanın temellerinin atılması Sosyal gülme 2-3.aylarda başlar Yabancıları tanıma 6-8. aylarda başlar Oturma 6 aylıkken başlar Yürüme 9-11 aylık iken başlar Konuşma 1 yaşında başlar Bir yaşından sonra otonomi kazanmaya başlar Motor becerilerde hızlı gelişmeler olmaya başlar Sifinkter kontrolü 1.5 yaşına kadar sağlanır Merak ve ilgileri artmıştır İnatçıdır, belirgin tutturmaları olur, engellenmesi ve ikna edilmesi zorlaşır Oldukça hareketlidir Dikkatleri çok çabuk dağılır Taklitle öğrenme başlar Kendini dünyanın merkezinde sanır Düşünce biçimi açıktır ve gözle görülür nesnelere bağlıdır   2. Okul öncesi dönem (2-6)   Girişimcilik ön plandadır Özgür düşünce başlar Hayal dünyası gelişir, geçiş nesneleri oluşturur(sıkıntıya girdiğinde ve güvende hissetmek için) Özdeşim başlar Oyun önemli bir eğlence kaynağıdır Özdeşim kurulan kişinin davranış, düşünce, eleştiri veya takdiri büyük önem kazanır Olumlu veya olumsuz pekiştirmenin en etkili olduğu dönemlerden biridir Süper ego (Ahlak gelişimi) oluşmaya başlar Bu dönem davranışlar üzerine etkili olan aile içindekilerdir, aile dışındakilerin etkisi pek görülmez   ÇOCUKLARIN GE
  • Çocuklarda anksiyete bozuklukları yaygın olmakla birlikte az çalışılmış bir alandır. Anksiyete bozuklukları benlik algısında düşme, sosyal izolasyon, sosyal işlevlerde yetersizlik ve akadamik başarısızlıklarla birliktedir. Çocuklarda sıklıkla baş ağrısı, kaın ağrısı ve irritabl bağırsak sendromu gibi fiziksel belirtiler görülür. Genellikle zamanla kötüleştiğine dair kanıtlar vardır. Geniş anlamda, anksiyete, tehlike beklentisi ile birlikte olan emosyonel huzursuzluk olarak tanımlanabilir. Anksiyete, koruma ve adaptif işlevi olan normal bir emosyondur. Korkular, genellikle gerçek ya da hayali bir tehlikeye karşı normal bir reaksiyon olarak düşünülür. Anksiyete türün devamı için gereklidir. Geçici korku ve anksiyete normal çocuğun gelişiminin bir parçasıdır. Bu korkular, kendisine ya da başkalarına zarar gelmesi, belli bir durum hakkında yoğun endişelenme, ayrılık anksiyetesi olabilir. Bazı korku ve anksiyeteler belli yaşlarda daha sıktır. Bebekler hemen yakın çevresindeki korku veren uyaranlardan korkarlar. On ikinci aydan itibaren yabancılardan, garip yerlerden ve yüksekten korkma başlayabilir. Okul öncesi çocuklar yalnız kalmaktan, karanlıktan, hayvanlardan ve hayali yaratıklardan korkabilirler. Okul çağı çocukları doğa üstü güçlerden, değerlendirici ya da sosyal durumlardan, doğal afetlerden hastalık
  •   Okul korkusu nedir? Okul çağındaki çocuklarda birden bire okula gitmeye karşı beliren yoğun direnç ve korku durumudur. İlköğretim ikinci devrede ve lisede de görülebilen okul korkusunun tedavisi yaşı küçük olan çocuklarda daha kolay olmaktadır. Okul korkusu tedavi edilmediği zaman daha büyük sorunlara da yol açabilir. Okul fobisi gelişmiş çocukların ortak özellikleri Bu çocuklar genellikle sosyal ilişki kurmakta güçlük çeken, içe kapanık, utangaç çocuklardır. Başarı kaygısı duyarlar, uslu, uyumlu evde kendisini fazlasıyla kabul ettiren ve aşırı onay bekleyen yapıları vardır. Bu çocuklar ailelerine özellikle annelerine bağımlıdırlar. Anne ve babaları olmadan bir yere gitmek, bir şey yapmak istemezler. Her istedikleri anında karşılanmış ve anında tatmin isteyen ve olmayınca hileye başvuran yapıdadırlar.   Okul korkusunun Nedenleri Anneden ayrı kalma ve terk edilme korkusu. Annenin de çocuğa bağımlı olması okul korkusunu tetikleyebilir. Bir hastalık ya da kaza sonucu evde bakım  Kardeş kıskançlığı Evdeki çatışmalı ortam Başarısız olma endişesi Anne ve babadan öğrenilmiş kaygı. Anne, baba ve öğretmen ilgi ve sevgi eksikliği. Bu kişilik özelliklerine sahip çocuklarda tetiği çeken bir bir kriz vardır. (kardeş doğumu, göç, bir kayıp,
  • OLUMLU VE SAĞLIKLI AİLE TUTUMU Anne babaların çocuklarına karşı sevgi ve disiplini dengeli bir şekilde sunamayıp aşırı koruyucu, aşırı otoriter, ilgisiz, tutarsız, aşırı hoşgörülü yaklaşımlarının çocuklarda içe kapanıklık, saldırganlık ve çekingenlik gibi olumsuz sosyal davranışların gelişmesine neden olduğunu gördük. Dolayısı ile olumlu ve sağlıklı aile tutumu sevgi ve disiplini dengeli ve uygun oranda barındıran, çocuğun temel gereksinimlerini en olumlu şekilde karşılayan aile tutumudur. Disiplin aile içerisindeki denge ve düzenin oluşturulmasında, çocuğun ileriki hayatta sosyal çevreye uyumlu bir birey olmasında büyük önem taşımaktadır. Ancak disiplinden kasıt cezalandırıcı, katı, kuralcı bir tutum değildir. Sağlıklı aile tutumunda disiplin tutarlı esnek ve ceza kadar ödülü de barındırır. Bu şekilde uygulanan bir disiplin çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretir, kendi kendini denetleme ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimini sağlar. Araştırmalarda disiplin yöntemi olarak ödüllendirmenin ceza vermekten daha etkili olduğu saptanmıştır. Disiplin hem yeteri kadar hem de çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Kurallar açık olmalı ve uygulanabilmelidir. Ceza dayak gibi fiziksel şiddet ya da hakaret gibi duygusal şiddet şeklinde değil daha çok çocuğu sevdiği bir şeyden bir müddet mahr
  • Genellikle üç yaşında çocuklar, soru ve davranışlarıyla cinsel konulara ilgilerini belli ederler. İki, üç yaşında erkek çocuk, ortalıkta çıplak ya da donsuz gezer veya sıkılmadan pipisini eline alır, inceler. Cinsel konuda ilk karışmalarda bu sırada başlar. Anne çocuğa “ayıp, ayıp” diyerek kızabilir, hatta kimi evlerde gösterilen tepki öyle serttir ki çocuk suçunu kavrayamaz. Üç yaşına doğru, kız erkek ayrılığını sezip, incelemeye koyulurlar. Doktorculuk ve evcilik bu durum için bulunmaz fırsatlardır. Üç yaşından sonra ise çocuklar, bebeklerin nereden geldiğini sormaya başlarlar. Genellikle toplumumuzda bu sorulara “Hastaneden getirdik, çarşıdan aldık, leylekler getirdi” gibi cevaplar verilir. Ancak doğrusu bebeğin anne karnında büyüdüğünü söylemektir. Şu unutulmamalıdır ki yanıtlanmayan sorular çocuğu daha meraklı ve araştırıcı olmaya iter. Anne babanın odasına baskınlar vererek ya da anne-babayı banyoda gözetleyerek kendince yanıtlar arar. Kimi ana baba çocuğun cinsel konularda hiç soru sormadığını iddia eder. Böyle bir çocuk genellikle sorularına yanıt bulamadığı için susan çocuktur. Bu çocuk, meraklarını sözle değil, davranışlarıyla belli eder. Evcilik ya da doktorculuk oynayarak veya odasına oynamaya çağırdığı komşu kızın etekler
  • DİL GELİŞİM BASAMAKLARI   Dil gelişimi yönünden yaşamın ilk bir yılı prelinguistik dönem, okul öncesi yıllar ise temel dil yeteneklerinin kazanıldığı dönemler olarak tanımlanır. Prelinguistik dönem bebeğin ilk kelimeleri çıkarmadan önce ses ve mimikleri ile iletişim kurduğu dönem olup bu dönemin ilk kelime çıkışı ile bağlantılı olduğu düşünülür (Vithman ve ark. 1985, Bee 1992). Bebekler dil gelişimi için doğuştan donanımlı olup duymaya karşı son derece hassastırlar. Doğumdan sonraki birkaç gün içinde bombardıman şeklinde gelen tüm sesler arasından insan sesini hatta annelerinin sesini ayırt edebilirler (DeCasper ve Fifer 1980, Bertoncini ve ark. 1988). Ses farklılıklarına duyarlı olup, hece grupları arasındaki farkları, "b" ve "p", "d" ve "t" ses farklarını anlayabilirler (De Villers ve De Villers 1979). günlük Fransız ve 2 aylık Amerikan bebeklerinin alındığı bir çalışmada bebeklerin kendi dillerine ait sözleri yabancı dilden ayırtedebildikleri österilmiştir (Mehler ve ark. 1988). Yenidoğanın temel sesli davranışı olan ağlama, doğumdan sonraki ilk aydan başlayarak farklılaşır, ağrı ve açlık ağlamaları yaşamın ilk haftasında ayırtedilmeye başlar (Lewis 1982, Graham 1991). Hayatın ilk 2-3 haftasındaki sesler nitelikleri ve şiddetleri farklı ağlamalardan ibaret değildir. Çocuğun bu a
  • Uzman Dr. Mahmut DEMİR / Çocuk ve Genç Psikiyatristi / Aile Danışmanı1-Okuma bozukluğu   2-Matematik bozukluğu 3-Yazılı ifade bozukluğu   DSM-IV de okuma bozukluğu, matematik bozukluğu ve yazılı ifade bozukluğu çocuğun yaşına, eğitimine ve zekasına göre okuma başarısının beklenenin altında olması şeklinde tanımlanır. Bu bozukluk, akademik başarı veya günlük etkinliklerde anlamlı sorunlar ortaya çıkarır.   Okuma Bozukluğu: Okuma bozukluğu oldukça sıktır; okul çağı çocuklarının % 4 kadarında görülür. Okuma bozukluğu çocuğun kelimeleri tanıma yeteneğinde bir bozukluk, yavaş ve yanlış okuma ve iyi anlayamama ile karakterizedir. Ayrıca, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar yüksek oranda okuma bozukluğu riskindedirler. Öyküsel olarak, okuma bozukluğu için “disleksiya, geriye doğru okuma, öğrenme özrü, aleksiya ve gelişimsel kelime körlüğü” gibi çeşitli etiketler de kullanılmaktadır. Disleksiya terimi çok uzun zamandan beri yaygın olarak ve sıklıkla konuşma ve dil sorunları ile sağ-sol ayrımı karışıklığını da içeren bir öğrenme özrü sendromunu tanımlamak için kullanılmıştır. Okuma bozukluğu sıklıkla diğer akademik yeteneklerdeki özürlerle birliktedir. Disleksiya terimi geniş anlamda öğrenme bozukluğu için kullanılan bir terim
  • Zeka geriliği olan bireylerin eğitimleri uzun zaman ve çok çaba gerektirir. Yapılan eğitim ve tedavi girişimleri sonucunda birey belirli bir düzeye ulaşmasına karşın, çok az kısmı kendi kendine yeterli olabilmektedir. Bu nedenle zeka geriliğine yol açan etmenlerin bilinerek, bu bireylerin anne rahminde iken saptanması önleyici önlemler yönünden çok önemlidir. Özellikle genom haritasının çıkarıldığı çağımızda gen tedavilerinin bulunması ile belki de anne rahminde girişimlerde bulunabilecektir.    Günümüzde zeka hem bilişsel yetenek hem de toplumsal uyum ölçütlerini kapsayacak şekilde tarif edilmektedir. Bireylerde zeka geriliğini saptamak için yapılan epidemiyolojik çalışmalarda standartlar belirlenmiştir ve istatistiksel modele dayanan psikometrik ölçümler kullanılmaktadır. Zeka geriliği tanısı için genellikle kabul edilen kesme noktası, ortalamanın 2 standart sapma altındaki zeka bölümü (Intelligence Quotient, IQ)dür. Bu değer 70 zeka puanının altını ifade eder. Yapılan araştırmalarda zeka geriliğinin yaygınlığı %1 olarak bildirilmektedir. Erkeklerde kızlardan iki katı daha sık gözlenir. Zeka geriliği görülme sıklığının erkekler arasında fazla olmasının nedenleri şunlardır: Erkekler, merkezi sinir sisteminde hasar meydana getiren dış etmenlere daha dayanıksız görülm
  • Uzman Dr. Mahmut DEMİR / Çocuk ve Genç Psikiyatristi / Aile Danışmanı   Boşanma olgusunun bu günlerde sık yaşandığı ülkemizde boşanma oranlarındaki artışı eleştirmekle birlikte, hala çocuklar adına sürdürülen huzursuz evlilikler olduğuna ya da hala yolunda gitmeyen evlilikleri toparlayabilmek adına çocuk sahibi olma kararları alındığına istemeyerek şahit oluyoruz. Oysa, evlilik yaşantısında eşlerin ilişkiden doyumlarının azaldığı durumlarda, ne aileye girecek yeni bir bireyin ne de bazı olumsuzlukları gözden geçirmeksizin ivedilikle alınacak bir boşanma kararının önerilebilecek çözüm yolları olmadığını biliyoruz. Eşlerin iletişim biçimlerini yeniden gözden geçirmeleri, evlilik yaşamında kaliteyi arttırabilmek için bu konuda profosyonel yardım talep etmeleri ve hala olmuyorsa boşanmanın son çare olarak tercih edilmesi gerekiyor.   Tamam mı; Devam mı? “Devam” kararı ile birlikte, çok kötü ana-baba-çocuk ilişkileri yaşamış gençlerde, ilerideki yaşamda depresyon; ana-babaları ayrılmış gençlerden daha yoğun olarak gözleniyor. Bununla birlikte, bu güne kadar hiçbir aile dağılmasının, ilerde doğrudan doğruya depresyonla ya da diğer ruhsal bozukluklarla ilişkisi bulunmamıştır. Boşanmayı bir tercih hakkı olarak kullanmak çocuk sağlığı açısından, aile fertlerinin tüm&u
  • Çocuklarda Cinsel İstismar Sonrası Görülen Ruhsal Sorunlar Cinsel istismar nedir?      Yetişkinlerin çocuğu kendi cinsel doyumları için kandırarak, ikna ederek, ayartarak, zorlayarak ya da mecbur bırakarak yaptıkları tüm davranışları kapsar. Cinsel istismar için risk faktörleri nelerdir?       Ruhsal Bozukluklar q     Zihinsel ve/veya bedensel engelli olma q     Şizofreni q     Bipolar Bozukluk q     Dürtü Kontrol Bozukluğu q     DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)      İşlev düzeyi düşük olan aile şu özellikler belirgindir q     Çatışmaların yoğun olması q     Ciddi ekonomik sorunlar q     Ruhsal hastalık q     Alkol madde kullanımı q     Çalışan anne, ebeveyn yokluğu q     Çocuğun anneden uzun süre ayrı kalması q     Cinsel eğitimin yetersizliği, katılığı q     Ciddi iletişim sorunları Ensest ilişkide risk farktörleri nelerdir             Ensest ilişki, kanunen evlenmeleri mümkün olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkidir.       En sık baba-kız arasında görülür.      En travmatik cinsel istismar şeklidir.       İstismarcı babanın özellikleri nelerdir q
  • Otizm nedir? Otistik bozukluk sosyal ilişkide yetersizlik, iletişimde (sözel ya da sözel olmayan) yetersizlik, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgilerin olmasıyla karakterize bir bozukluktur.  Otizmin belirtileri nelerdir? Aşağıda otistik bozukluk tanısı için belirtiler sayılmaktadır. Otistik bozukluk diyebilmek için bu belirtilerin tümünün olması gerekmez. A - Dil gelişimi ilgili belirtiler 1- Konuşmanın gecikmesi (1 yasında tek kelimeler, 2 yasında 2 kelimelik cümlelerin olmaması) ya da hiç konuşamama kliniğe en sık başvuru nedenidir. 2- Ses tonları genellikle monotondur, “robot” veya mekanik ses tonu ile konuşabilirler, ses tonlarını ayarlamada problemleri olabilir. 3- Kendilerinden “Ben” yerine “O” veya kendi ismiyle söz edebilirler. Örneğin “Ben süt içmek istiyorum” yerine “O süt içmek istiyor” gibi. 4- Konuşmaları “papağan” gibi tekrarlayabilirler ya da bir cümleyi saatlerce aynı şekilde söyleyebilirler.  5- Müziğe karsı çok ilgili olabilirler. Şarkı sözlerini ezberleyebilirler ancak konuşma dilini kullanmakta zorlanırlar. 6- Çoğunlukla konuşmayı kendiliğinden başlatma ve sürdürmede zorlanırlar. 7- Konuşan otistikler bile, daha çok ihtiyaçlarını ifade etmek için konuşurlar. Ya da ilgilendikleri konularla ilgili tekrarlayıcı bir
  • Uzman Dr. Mahmut DEMİR / Çocuk ve Genç Psikiyatristi / Aile Danışmanı Çocuklarda anksiyete bozuklukları yaygın olmakla birlikte az çalışılmış bir alandır. Anksiyete bozuklukları benlik algısında düşme, sosyal izolasyon, sosyal işlevlerde yetersizlik ve akadamik başarısızlıklarla birliktedir. Çocuklarda sıklıkla baş ağrısı, karın ağrısı ve irritabl bağırsak sendromu gibi fiziksel belirtiler görülür. Genellikle zamanla kötüleştiğine dair kanıtlar vardır.  Geniş anlamda, anksiyete, tehlike beklentisi ile birlikte olan emosyonel huzursuzluk olarak tanımlanabilir. Anksiyete, koruma ve adaptif işlevi olan normal bir emosyondur. Korkular, genellikle gerçek ya da hayali bir tehlikeye karşı normal bir reaksiyon olarak düşünülür. Anksiyete türün devamı için gereklidir. Geçici korku ve anksiyete normal çocuğun gelişiminin bir parçasıdır. Bu korkular, kendisine ya da başkalarına zarar gelmesi, belli bir durum hakkında yoğun endişelenme, ayrılık anksiyetesi olabilir. Bazı korku ve anksiyeteler belli yaşlarda daha sıktır.    Bebekler hemen yakın çevresindeki korku veren uyaranlardan korkarlar. On ikinci aydan itibaren yabancılardan, garip yerlerden ve yüksekten korkma başlayabilir. Okul öncesi çocuklar yalnız kalmaktan, karanlıktan, hayvanlardan ve hayali yaratıklardan korkabilirler. Okul çağı &ccedi
  • Obsesyon: İstenmeden inatçı ve yineleyen tarzda akla gelen, uygunsuz olarak yaşanan, engellenemeyen, kişide sıkıntı yaratan düşünce, dürtü ya da imgelerdir. Temizlik obsesyonu olan kişi insanların temiz olduklarını bilse bile saçma bulduğu bu düşünce sürekli kafasını meşgul eder. Çok sık görülen obsesyon türleri şunlardır           Bulaşma           Şüphe           Simetri           Cinsellik           Saldırganlık           Dini           Somatik 1) Bulaşma obsesyonları          Mikropların, kirin, idrarın bulaşmasından korku          Bir şey bulaştıracağını düşündükleri şeylerden kaçma          Çevrelerindeki herşeyin bulaşık veya kirli olduğunu düşünme          Bulaşmayı önlemek için eşyalara dokunmaktan, insanlarla yakın temas kurmaktan kaçınma          Korkulan nesneye karşı en çok anksiyete yaşansana da utanç ve iğrenmede görülür.          En ufak temasla bile nesneden nesneye ya da kişiden kişiye bulaşma olabileceğine inanma 2) Şüphe obsesyonları       &
  • Erişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da depresyon sık görülen psikiyatrik bir bozukluktur. Son 20 yıldır yapılan araştırmalar affektif bozuklukların, sıklıkla yaşamın erken dönemlerinde başladığını göstermektedir. DSM-IV’te çocuk ve ergenler için ayrı ölçütler bulunmamakta, erişkinler için majör depresif bozukluk ölçütleri küçük değişikliklerle çocuk ve ergenler için de geçerli kabul edilmektedir.   DSM-IV majör depresif bozukluk ölçütleri şunlardır: 1. Depresif duygu durumu (çocuk ve ergenlerde irritabilite bulunabilir), 2. Anhedoni, 3. Kilo kaybı ya da kilo alımı, iştahta azalma ya da artma (çocuklarda beklenen kilonun alınmaması), 4. Uykusuzluk ya da aşırı uyuma, 5. Psikomotor ajitasyon ya da retardasyon, 6. Yorgunluk, bitkinlik ya da enerji kaybı, 7. Değersizlik ve suçluluk duyguları, 8. Düşünceleri yoğunlaştırmada güçlük ya da kararsızlık, 9. Ölüm ve intihar düşünceleri, planları ya da girişimleri. İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte yukarıdaki belirtilerden beşinin (ya da daha fazlasının) bulunmuş olması; belirtilerden en az birinin ya depresif duygudurum, ya da ilgi kaybı, ya da artık zevk alamama olması gerekir. Majör depresif bozukluğun (MDB) yaygı
  • Uzman Dr. Mahmut DEMİR / Çocuk ve Genç Psikiyatristi / Aile Danışmanı Kaygı: Kişi fiziksel ya da duygusal baskı altındayken ortaya çıkan bir tepkidir. Kaygı, üzüntü, sıkıntı, korku, başarısızlık duygusu, acizlik, sonucu bilememe ve yargılanma gibi bir ya da birçok heyecanı içerebilir. Aşırı korku ve kaygı anında beyin adrenalin ve noradrenalin denilen maddeleri salgılar. Bu iki madde de düşünmenin bloke olmasına yol açar. Beyinde öğrenmek için gerekli olan protein zincirlerinin kurulması engellenir. Sınav kaygısı nedeniyle bildiklerini unutan öğrencilerin durumu bundan ibarettir.   Sınav kaygısı: öğrencinin sınav anında potansiyelini tam olarak ortaya koyamaması durumudur. Öğrenciler sınav anında olumsuz iç konuşmalarla kendilerini etkiler ve düşünülen bu olumsuz konuların doğruluğuna inanır bunun sonucu da çalışmasının karşılığını alamamaktadır. Sınava başlamadan kısa bir süre önce hissedilen duygu hali genellikle heyecandır. Beyin bir süre sonra karşılaşacağı soruları yanıtlayabilmek ve gerekli olan beyin fonksiyonlarını yerine getirebilmek için hazırlık aşamasındadır. Normal olan bu doğal sürecin kaygıya ve paniğe dönüştürülmemesi, algılama, hatırlama, anlama, yorumlama gibi bilişsel yetilerin olumsuz yönde etkilenmemesidir. Sınav kaygısının nedenleri Ailenin çocuktan beklentisi (&cc
  • Ergenlik gerek fiziksel gerek duygusal değişimlerin çok hızlı yaşandığı bir dönemdir. Püberte (erinlik) dönemi ergenlik döneminin başlangıcıdır. İnsanın cinsiyet özelliklerini kazandığı gelişim dönemidir. Vücutta ve hormonlarda değişikliğin ortaya çıkışıyla bu dönem başlamış olur. Ergenlik belirtilerinin görülmesinden iki yıl önce her iki cinsin de hormonları yoğun bir hazırlığa başlamıştır. Kızlarda ve erkeklerde püberte ve adolesan döneminde androjen ve östrojen hormonları birlikte etkili olurlar. Çocukluk döneminde hem östrojen hem de androjenler böbrek üstü bezleri tarafından küçük miktarlarda üretilirler. Pubertede her iki cinste de görülen ilk endokrin olay gonadotropinlerin salgısının artışıdır. Bunun sonucunda, kızların overlerinde folikül gelişimi, erkeklerin testislerinde tübül gelişimi görülür ve östrojen ile androjen hormonlarının üretimi gerçekleşir. Her iki hormon her iki cinste de gelişir. Bireyin erinlik döneminde olduğuna karar verebilmek için en önemli 3 temel ölçüt; 1. Ay hali, gece boşalmaları, 2. İdrarın kimyasal analizinde, erkeklerde meni, kreatin ve androjen, kızlarda ise  östrojenin ortaya çıkması, 3. Kemik gelişiminin röntgenle saptanmasıdır.             Erinlik yaşı ge
  • Uzman Dr. Mahmut DEMİR / Çocuk ve Genç Psikiyatristi / Aile Danışmanı   ERİŞKİN DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (DEHB)   DEHB nedir?        DEHB çoğunlukla genetik kökeni olan aynı zamanda gebelik, doğum ve doğum sonrası bebeği etkileyebilecek bir takım tıbbı nedenlere bağlı olarak şekillenen nöropsikiyatrik bir bozukluktur.  DEHB kişinin yaşına ve içinde bulunduğu yaşam dönemine bağlı olarak okul, aile, arkadaş ilişkileri, iş ve toplumsal yaşam alanlarında bir takım zorluklar yaratır.     DEHB’nin farklı tipleri nelerdir?    DEHB çoğunlukla hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivite (aşırı hareketlilik) belirtileriyle karşımıza çıkmakla birlikte, sadece dikkat eksikliği belirtilerinin belirgin olduğu ya da sadece hiperaktivite belirtilerinin belirgin olduğu şekilde de karşımıza çıkabilmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerinin birlikte bulunduğu tip (genelde en sık) Öncelikle dikkat eksikliği belirtilerinin belirgin olduğu tip (kızlarda en sık) Öncelikle hiperaktivite belirtilerinin belirgin olduğu tip   DEHB ne sıklıkla görülür?   DEHB okul çağı çocukların %5-7’sinde görülür. DEHB çocuklukta başlar ve büyük oranda (%60-70) erişkinliğe kadar sürer. Erkek çocuklarda kızlara oranla 4 kat daha fazla gör&uum
  • 1-Kişinin İş, Sosyal ve Özel yaşamının düzenlenmesine yönelik Kişisel Gelişim Danışmanlığı   2-Kişinin ruhsal sorunlarına yönelik Bireysel Psikoterapi, Grup Psikoterapisi ve Psikiyatri desteği   3-Kişinin cinsel yaşam ve sorunlarına yönelik Cinsel Eğitim ve Cinsel Terapi
  • Uzman Dr. Mahmut DEMİR / Çocuk ve Genç Psikiyatristi / Aile Danışmanı Depresyon Nasıl ortaya çıkar? Nasıl tedavi edilir? Stresle bağlantısı nedir? Depresif hastalıklar dünyanın en ciddi ve en önemli hastalıkları arasında yer almaktadır. Nüfusun % 20'ye varan oranı çeşitli karakteristik şekilleriyle depresyondan etkilenmektedir. Düşünce, duygular, beden, sosyal ilişkiler, şüphesiz tüm yaşam etkilenmektedir. Büyük önemine rağmen depresyon çoğunlukla ya fark edilmemekte ya da yetersiz tedavi edilmektedir. Etkilenenler ve yakınları için büyük acıya ve yaşam kalitesinde düşüşe neden olmaktadır. Geçmiş yıllarda depresyonun stres kaynaklı kronik bir hastalık olduğu açık bir şekilde anlaşılmıştır ve böylece «Stres-Depresyon» terimi ortaya çıkmıştır. Kalp krizi, inme, osteoporoz ve diyabet gibi diğer ciddi endemik hastalıkların ortaya çıkmasında bir risk faktörüdür. Tedavi edilmeyen depresyon ortalama ömrü kısaltabilir.  Depresyon ciddi ancak tedavi edilebilir bir hastalıktır. Sıradan bir üzüntü, başarısızlık ya da iradesizlik hali değildir! Son yıllardaki ilerlemeler, yeni ve daha kapsamlı bir depresyon tedavi yöntemleri tablosu sunmaktadır. Tamamen iyileşmeyi sağlayan, sürdürülebilir ve uzman psikoterapötik ve  farmakolojik depresyon tedavisi &o
  • 1-Evliliğe hazırlık aşamasında Bireysel ya da Çift Danışmanlığı   2-Aile içi etkili iletişim becerilerinin artırılmasına yönelik eğitim   3-Etkili Anne Baba eğitimleri   4-Evlilik sorunlarına yönelik Aile ve Çift Terapisi   5-Boşanmanın aile bireyleri üzerine olan etkilerinin azaltılmasına yönelik danışmanlık   6-Cinsel Yaşam ve Sorunlarına yönelik Cinsel Eğitim ve Cinsel Terapi
  • CİNSEL YAŞAM VE SORUNLARI   Cinsellik biyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel, geleneksel, ahlaki, dini, antropolojik, politik ve ekonomik boyutları olan karmaşık bir bütün. O nedenle,  cinsel sorunu olan birisine yaklaşımın da bu farklı bakış açılarını içinde barındırması gerekiyor. o Biyolojik açı: Cinsellik temel bir içgüdü. Cinsel işlevler, bedenin ürettiği 30’u aşkın hormon ve kimyasal maddenin karıştığı ve tüm bedenin katıldığı bir süreç. Bu nedenle, sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için sağlıklı işleyen bir beden “olmazsa olmaz” bir kural. o Psikolojik açı: Sağlıklı işleyen bir beden, cinselliği sağlıklı bir şekilde yaşayabilmek için gerekli altyapıyı sağlar. Ancak, o cinselliğin nasıl yaşanacağını, kiminle yaşanacağını, ne zaman, nerede ve nasıl olacağını, nasıl uyarılıp, nasıl doyuma ulaşılacağını belirleyen insan psikolojisidir.   o Sosyokültürel açı: Kişinin yetiştiği ve içinde yaşadığı aile, yakın çevre, gelenekler, dini inançlar, ahlaki tutumlar, psikolojik ve biyolojik bir neden olmaksızın, tek başına cinsel işlev bozukluklarına yol açabiliyor. Kısaca, cinsel sorun ya da cinsel işlev bozukluğu yaşayanlar için getirilecek her türlü tedavi yaklaşımının günümüzde bu üç temel unsuru içermesi gerekiyor. Yalnızca tıbbi bir yaklaşım g
  • Uzman Dr. Mahmut DEMİR / Çocuk ve Genç Psikiyatristi / Aile Danışmanı   BOŞANMA SÜRECİ :Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunun en son verilerine göre boşanma oranları % 35 ‘lere ulaşmıştır. Tanışma durumuna göre boşanmalar: Tanıştırılıp flört ederek evlenenlerin boşanma oranı % 80.3. Tanışıp flört etmeksizin evlenenlerde boşanma oranı % 71. Tanışıp flört ederek evlenenlerde boşanma oranı % 67.  Boşanan eşlerin evlenirken dikkat ettikleri öncelikler: Yakışıklılık-güzellik % 30. Aşık olma % 21.9. Güzel huy % 9.5. Dini yaşayış % 5.6. Ekonomik güç % 5.3 1- Boşanma öncesi düşünme dönemi: Çiftlerde birbirlerine yabancılaşma başlar. İlişkide tatminsizlik ve bu gerçeğin fark edilmesiyle korku, üzüntü, kaygı, kaos, yetersizlik duyguları, boşluk hissi ve suçluluk duyguları oluşur. Eşler birbirleriyle sürekli tartışırlar, yüzleşmeye çalışırlar, terapi arayışına girebilirler. Birbirlerine karşı fiziksel ve duygusal olarak içe kapanma, çelişkili duygular yaşamak, zaman zaman eski sevecenliklerini kazanma çabaları görülür. Bir süre de negatif iletişimler ve negatif duygularla yaşarlar.  2- Boşanma süresi - mahkeme dönemi duygular ve davranış: Çiftlerden birinde veya her ikisinde depresyon görülebilir. Kızgınlık, ümitsizlik, çaresizlik duygularına
  • Vajinismus, vajinaya giriş denendiğinde, vajinanın dış üçte bir kısmını çevreleyen kaslarda yineleyici ve sürekli biçimde istemsiz kasılmaların olması ve bu kasılmalara, girişe ilişkin ağrı korkusu ve kaygıların eşlik etmesidir. Bunun yanısıra, bedenin çeşitli bölgelerinde, hatta tüm bedende kasılmalar, bacakların kapanması, titreme, çarpıntı, terleme, bulantı, kusma, fenalık hissi ve ağlama eşlik edebilir. Vajinadaki kasılma çoğu kadında cinsel birleşmeye izin vermez. Daha az sayıda olguda ise zorlamayla giriş olabilir ancak birleşmeler ağrılı ve acılı olarak sürer. Çoğu zaman cinsel birleşmeyi olanaksız kılan bu kasılmayı kadın kendi isteği ile yapmadığı gibi, bunu isteyerek de geçiremez. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ise vajinismus, kadının olmasını arzu ettiği halde, penis, parmak veya başka bir objenin vajinal girişini sağlamak konusunda sıkıntı yaşaması, genellikle eşlik eden kaçınma, kas kasılmaları ve ağrı beklentisi,korkusu,deneyimi olması şeklinde tanımlanmaktadır. Vajinismus, genellikle ilk cinsel birleşme denemesinde ortaya çıkmaktadır. Daha seyrek olarak eşle olumsuz algılanan cinsel deneyimden sonra, cinsel taciz, doğum, düşük, küretaj, hasta açısından kötü deneyimlenen jinekolojik muayene ve operasyonlar sonrasında da oluşmaktadır. Vajinismusun yaygınlığı ile ilgili çelişkili veriler varsa da
  • Erken boşalma, penisin vajene girmesinden önce ya da hemen sonra, sınırlı bir cinsel uyarıyla kişinin istemi olmaksızın boşalması ve bu olayın kişide belirgin bir sıkıntı yol açması durumu olarak tanımlanır. Bu tanının konabilmesi için kişinin cinsel olgunluk yaşında olması ve belirli bir sıklıkta cinsel ilişki yaşıyor olması gerekmektedir.  Erken boşalma erkekte en sık görülen cinsel işlev bozukluğu olup, toplumda hemen her 3-4 erkekten birinde bulunmaktadır.  Erken boşalma tanısının konabilmesi için belirli bir cinsel deneyim gerekmektedir. Her genç erkek boşalma üzerinde denetim becerisi olmadığından ilk cinsel deneyimlerinde kontrolsüz boşalır. Boşalma üzerinde denetim zamanla ve cinsel deneyim ile kazanılır. Bu bir tür öğrenme sürecidir.  Bununla birlikte bazı etkenler erken boşalma sorununa yol açabilmektedir. Örneğin cinselliğin geç yaşanması, cinsel deneyimin yetersiz oluşu, birleşmeye endeksli cinsellik, kaygılı ortamda cinsellik, boşalmayı hedefleyen cinsellik gibi durumlar boşalma kontrolünün öğrenilmesini güçleştirmektedir.  Bunlar arasında öne çıkan etken kaygıdır.  Cinsellik yaşanırken kaygı ne kadar fazla olursa öğrenme süreci o derece aksar. İlk deneyimlerin paralı ya da riskli cinsellikler ile yaşanılması, her an yakalanma kaygısı ile yaşanan cinselliklerde kaygı yüksek olur ve boşa
  • Cinsel isteğin varlığı çeşitli etkenlere bağlıdır: biyolojik etkenler, yeterli kendilik saygısı, cinsellikle ilgili daha önceki olumlu deneyimler, uygun bir partnerin varlığı, cinsel olmayan alanlarda da partnerle iyi bir ilişkinin olması. Bu etkenlerden herhangi birinde sorun olması isteği azaltabilir. Cinsel istek çeşitli biyolojik, gelişimsel, psikolojik, kişiler arası, kültürel ve çevresel faktörlerden etkilenmektedir. Etkili biyolojik faktörler hormonal dengesizlik veya yetersizlik, nörotransmiter dengesizliği, ilaç yan etkileri, akut veya kronik hastalıklardır. Etkileyen gelişimsel faktörler cinsel eğitim ve izin eksikliği; duygusal, fiziksel, sözel ve şefkat yoksunluğu ile geçen çocukluk veya ergenliktir. Psikolojik faktörler ise anksiyete, depresyon, bağlanma güçlükleri, kişilik bozuklukları ve diğer psikiyatrik bozukluklardır. Kişiler arası faktörler ilişki uyumsuzluğu, kayıplar, partnerin cinsel bilgi eksikliği veya cinsel işlev bozukluğudur. Kültürel faktörler ise uygun cinsel birleşme ile ilgili dini veya kültürel adetlerdir. Etkili çevresel faktörler de mahremiyet, güvenlik ve çevre ile ilgili konfordur. Azalmış cinsel istek kişide belirgin sıkıntıya veya çift ilişkisinde zorluklara yol açan cinsel ilgi, istek ve fantezilerdeki azalmadır.  Cinsel istek problemleri cinsel terapi merkezle
  • Çocuk ve Genç Psikiyatrisi / Aile Danışmanı Uzm. Dr. Mahmut DEMİR “Çatışma”, iki tarafın isteklerinin ve ihtiyaçlarının birbiriyle uzlaşamaması (çakışması) durumudur.    Tüm ilişkilerde olduğu gibi çocuk ile ebeveynleri arasında çatışma olması da çok doğaldır, normaldir ve hatta gereklidir. Bu çatışma doğaldır ve normaldir, çünkü ilişkilerde bir tarafın istek ve ihtiyaçlarının diğer tarafın istek ve ihtiyaçlarıyla birebir örtüşmesi neredeyse imkansızdır. Bu çatışma gereklidir, çünkü çocuğun anne-babasından ayrı ve kendine has bir kişilik geliştirmesine hizmet eder.  Önemli olan, çatışma yaşayan tarafların arasındaki ilişkinin/iletişimin kalitesi ve çatışmanın nasıl çözümlendiğidir. İki taraftan birinin ‘kazandığını’, diğerinin ise ‘kaybettiğini/yenildiğini’ hissettiği bir çatışmada (kazan ya da kaybet yöntemi) asıl kaybeden, ilişkinin kendisidir. Çünkü bu çözüm yönteminde, bir güç mücadelesi, zorbalık ve dayatma vardır, diğeri üzerinde kazanılan bir “zafer” vardır. Bu yöntemle çözülen çatışmalarda “patronun kim olduğu” belirlenir. Ve çoğunlukla “fiziksel” ya da “maddi” ya da “psikolojik&rd
  • Anne-babalar elbette çocuklarını (ve birbirlerini) çok sık dinliyorlar, ama nasıl? Kişilerarası iletişimde birbirimizi dinlerken ve kendimizi ifade ederken bazen farkında olmadan “iletişim engelleri” kullanırız. Bu da, iletişim kurduğumuzu zannederken aslında boşa kürek çekmek demektir. Bu ‘engeller’, karşımızdaki kişiyi (sadece çocuklarımız değil) ‘dinlerken’ iletişimin önünü tıkayan, yani karşımızdaki kişinin daha çok şey anlatmasını engelleyen unsurlardır. Önemli olan, bunlardan tamamen kurtulmak değil, ama bu engelleri en aza indirmek. Bu engelleri, bu konunun uzmanları da dahil her insan bazen ister istemez kullanıyor. İletişim engelleri, iletişim hataları kadar ‘yıkıcı ve zararlı’ değildir. Ama, ‘kardan zarar’dır!!  Karşımızdaki kişinin bize daha çok şey anlatmasını, kendisinin dinlendiğini/anlaşıldığını hissetmesini, karşılıklı olarak iletişim kurmayı, ve en önemlisi de karşımızdaki kişinin kendi sorunlarına kendi çözümlerini bulmayı öğrenmesini (özdenetim/kontrol) istiyorsak, bu iletişim engellerini tanıyarak mümkün olduğunca kullanmaktan kaçınmak gerekiyor.  Bir başkasının bir sorununu dinleyen (o anda danışman rolünü oynayan) kişilerin tutumu çoğunlukla şu şekilde olur: - yanlışı düzelt - doğruyu/çözümü göster - sorunu ç&
  • Uzman Doktor MAHMUT DEMIR Kurucu Müdür : Çocuk ve Genç Psikiyatristi/Aile Danışmanı            Mart -1976 ‘da Gaziantep’in Nizip ilçesine bağlı Arıkdere (Germiş) köyünde doğdu. İlkokulu Arıkdere Köyü İlköğretim Okulunda, ortaokulu Nizip Yatılı İlköğretim Okulunda, liseyi ise Gaziantep Atatürk Lisesinde tamamladı.             Gaziantep Atatürk Lisesinden mezun olduktan sonra 1996 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi ve 2002 yılında mezun oldu.            2003 -2008 yılları arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda uzmanlığını tamamladı.            Tezini çocuk ve ergenlerde “Cinsel İstismar Sonrası Travma Sonrası Stres Bozukluğu” üzerine yaptı. 2004 -2006 yıları arasında “Bilişsel Davranışçı Terapi” (Dr. Mehmet Zihni SUNGUR'un düzenlediği eğitim), 2007 -2009 tarihleri arasında “Aile ve Çift Terapileri” (Dr.Murat DOKUR'un düzenlediği eğitim) eğitimleri aldı.            Mecburi hizmetini 2009-2011 tarihleri arasında Eskişehir Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yaptı.            2011 yılında
  • Anne ve Baba Olabilmek Anne ve Baba olduğumuzda çocuğumuzu büyütürken nihai hedefimizin *Kendine güvenen ve kendi yeterliliğine inanan, *Kendi ile barışık, komplekslerinden arınmış,  *Kendi duygu ve düşüncelerini, hata yapmaktan, eleştirilmekten korkmadan ifade edebilme cesaretine sahip, *Neyi istediğinden ya da neyi istemediğinden emin olabilen, *Bulunduğu yaşın, durumun ve dönemin gereklerine göre sorumluluk alan ve sorumluluklarını sonuna kadar sürdüren, *Arzularına ve hedeflerine ulaşmak için çabalamaktan, çalışmaktan vazgeçmeyen *Bütün bunların yanında ölçüyü kaçırmadan, kendisine ve çevresine duyarlılığı kaybetmeden, kendi hayatını ertelemeden yaşayabilen bir insan canlısı yetiştirmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü ertelenen şeyler içerisinde telafisi olmayan tek şeyin; yaşamadığımız, yaşayamadığımız, belki de sonraki zamanlarda hep daha iyisini yaşayacağımız hayaline inanarak ötelediğimiz, kendimizi avuttuğumuz, fakat hiç bir zaman da hayal ettiğimiz gibi yaşayamadığımız kendi hayatımız olduğuna inanıyorum. Yukarıda bahsettiğim maddelerin tümü özgüveni anlatmaktadır. Özgüven; her şeyi ben bilirim, her şeyi ben yaparım, herkes beni beğenmeli, herkes beni sevmeli, herkes benim beklentilerim ve isteklerim doğrultusunda davranmalı
,