Sosyal pedagoji ve Özel Eğitim



Sosyal pedagoji ve Özel Eğitim

 

Sosyal pedagoji, kökleri ilk olarak 19. yüzyıl Almanya'sına uzanan, Avrupa'nın büyük bölümünde çocuklar ve ailelerle doğrudan çalışılmasına zemin teşkil eden bilim dalıdır.Özel Eğitim gerektiren çocuk ve yetişkinlere  ilişkin en yaygın düşünce olmakla birlikte, prensipleri pek çok Avrupa ülkesinde yaşam  boyunca bireylerle ve gruplarla çalışılacak şekilde genişletilebilmektedir (Petrie, 2001).

 

Avrupa da özel eğitim, sosyal pedagojik ilkelere göre kendini yeniden geliştirerek psiko-sosyal eğitim modelleleri ile çocukların gelişimini bütünsel bir bakış açısıyla ele almaktadır.Sosyal Pedagoji, sosyoloji,psikoloji, eğitim bilimleri ile curative (iyileştirici) eğitim çalışmalarından faydalanırken yine aynı bilim dallarına pratik ve teorik konularda yardımcı olur.

 

Pedagoji terimi, Yunanca çocuk anlamına gelen 'pais' ve yol göstermek ya da büyütmek anlamına gelen "agein" kelimelerinden türemiştir (Eichsteller ve Holthoff, 2010).  Burada esas olan, bütüncül ve sosyal bir  eğitim anlayışıdır. Sosyal pedagoji bu anlamda , bireysel olarak çocuğun eğitilmesinin ötesinde, toplum sorumluluğu ve koşullarının daha geniş boyutlarını da kapsar (Petrie, 2006).

 

Sosyal pedagoglar kimlerdir?

 

Sosyal pedagoji Avrupa’nın büyük bölümünde kendi eğitimsel nitelikleri olan farklı bir bilim dalıdır. Üst orta kalifikasyon ile daha pratik olan bazı işler üstlenilmesi mümkün olduğu halde, sosyal pedagoglar genellikle lisans ve çoğu kez yüksek lisans düzeyinde eğitim görürler.

 

Sosyal pedagoglar, teorik, pratik/rekreasyonel ve profesyonel konuların bir kombinasyonu ve beceriler üzerine eğitim görüp, pratik amaçlı işlerde görev yaparlar. Bilgi ve beceriyi büyük ölçüde kesin ancak ispat edilmesi gereken bir şey olarak tanımlayan eğitim yaklaşımlarının beceriye dayalı ve enstrümantal desteklerine karşılık, sosyal pedagogların farklı ve sürekli değişen uygulama durumlarına cevap vermelerine imkan verebilecek olan reflektif kapasitelerin geliştirilmesine büyük önem verilmiştir.

 

Sosyal pedagojinin uygulanabileceği durumlar

 

Sosyal pedagoji en çok özel eğitim gerektiren bireylere yönelik sosyo-psikolojik eğitim konularında kendini gösterirken, erken çocukluk, okullarda öğretim desteği, aile desteği, ile  gençlik çalışmalarında da etkin bir şekilde destek hizmeti sunar.

Sosyal pedagojideki ana fikirler

 

 Etik bir duruş: haltung

Etik bir duruşun açık bir şekilde dile getirilip ifade edilmesi, sosyal pedagojik teoride ve pratikte tesis edici niteliktedir. Bu, soyut kurallardan ve ilkelerden vazgeçmekten çok, diğerlerinin takip ettiği ‘ilk uygulama” olarak düşünülebilir. Bilgi ve beceriler, pratik yapan bir kişinin gelişen etik duruşu ile ifade edilir ve onun etik duruşunu besler. Bu düşünce, yaygın olarak dünya görüşü, zihniyet veya tutum olarak tercüme edilen ‘haltung’un sosyal pedagojik konsepti kapsamındadır ve bir kişinin eylemlerinin, değerleri ve temel inançlarıyla ne ölçüde  bağdaşacağını tanımlar (Eichsteller ve Holthoff, 2010). Etik duruş, pratik yapan bir kişinin ‘diğerine’ uyum sağlamasını içerir ve onların diğerleri hakkında ne düşündüğü, diğerleriyle ne tür ilişkiler kurmak istedikleri ve iyi bir yaşam veya iyi yaşanmış bir hayat olarak ne düşünülebileceği hakkında temel felsefi sorular etrafında dönüp durabilir. Bir sosyal pedagogun 'haltung'u,  kendi özüdür. Sosyal pedagogların başkalarıyla çalışırken yararlandıkları şey, uygun biçimde yakın ve gerçek ilişkiler geliştirilmesine katkı sağlayan kendi özleridir.

 

Zihin, eller ve kalp

Sosyal pedagoglar uygulamalarında zihnin, ellerin ve kalbin boyutlarını açık bir şekilde kullanırlar. Sosyal pedagoji, pratik yapanların  zihinsel, pratik ve duygusal özelliklerinin bir kombinasyonundan faydalanır. Üç bölümden oluşan bu görevi kavramsallaştırma yöntemi,  sosyal pedagogların eğitimine yansır. Çeşitli akademik konular üzerine eğitim görürler fakat eğitimleri rekreasyonal ve kültürel becerilerin öğrenilmesini de kapsar. Sosyal pedagoglar ,birlikte çalıştıkları insanlarla paylaşabilecekleri bir sanatsal, sportif ve kültürel beceriler repertuarına sahiptirler. Görevin 'kalp' yönü, bu işin tamamını destekler. Sosyal pedagoji, pedagoglar ile onların birlikte çalıştığı kişiler arasında yakın kişisel/profesyonel ilişkiler olmasının ve bu ilişkiler dahilinde uygun olan sınırların görüşülmesinin önemini ve kaçınılmazlığını kabul eder. Bu da kendini iyi tanıyan ve reflektif olan uygulamacıları gerektirir.

 

Bir yaşam alanı yaklaşımı

Sosyal pedagogların görevi sosyal açıdan dahil olmayı, gelişmeyi ve öğrenmeyi desteklemek için sosyal yaşam alanı bağlamında sunulan imkanları düzenlemektir. Çoğu sosyal pedagojik uygulama bire bir görüşme veya danışma toplantısı gerçekleşmez ama bunların yerini paylaşılan etkinlik alır. Sosyal pedagoglar, paylaşılan aktiviteler etrafında, çalıştıkları kişilerle bir araya gelirler. Bu uygulama realitesi, ‘genel üçlü' konsepti içinde yer alır. Pedagog ve hizmet verdiği kişi, fikirden uygulamaya kadar tüm farklı aşamalarında bir faaliyete ilişkin paylaşımda ve ortak talepte bulunurlar. Bu, uzman ve acemi rollerinin tersine dönebileceği veya en azından daha az belirgin hale geleceği bir faaliyete müşterek katılım sayesinde profesyonel hiyerarşilerin ortadan kaldırıldığı ilişkilerde, daha fazla eşitlik ve güvenilirlik olmasını sağlar. Yaratıcılık, sosyal pedagojik çalışmanın temel unsurlarından biridir. ‘Müzik, tiyatro, dans ve görsel sanatlar, öğrenci pedagogların daha geniş varoluş boyutlarını ve çalışacakları kişiler için daha zengin olan imkanları görmesini sağlar (Petrie & Chambers, 2009: 3).

Sosyal pedagoji uygulamaya rehberlik etmek için soyut ya da evrensel ilkelere dayanmaz. Neyin 'en iyi' olduğu, herhangi bir durumla ilgili belli şartlar dahilinde belirlenir.

 

Haklara dayalı anlayış

Haklarla ilgili perspektifler, sosyal pedagojinin merkezinde yer alır. Anglofon (ana dili İngilizce olan) ülkelerde korumaya ilişkin olarak haklara bariz biçimde önem verilmiş, sözleşmeye ve hukuka dayalı dar bir vurgu yapılmıştır. Bu tür durumlarda haklarla ilgili konuşma, bir doğru prosedür kaygısına göre biraz daha fazla olacak kadar azalabilir. Belki de son birkaç on yıllık zaman zarfında haklar üzerinde odaklanmanın büyük bölümünün gittikçe bireyselleştirilen cezai sosyal politikalarla aynı zamana rastlaması şaşırtıcı değildir. Sosyal pedagolojik geleneklerde önemli olduğu kabul edilen hak türleri geniş sosyal ve kültürel haklardır.

 

Özel Eğitimde Sosyal Pedagojinin Etkinliği

 

Avrupa da özel eğitim, sınırlı eğitim modellerinin ötesine geçerek pedagojik bütüncül yaklaşımlara daha fazla yer vermeye başlamıştır. Bunun en enemli nedenleri arasında , özel eğitimin amaçlarının kısa vadeli olması ile uygulamaların dört duvar arasında olması gerçeği  sayılabilir.

 

Özel eğitim gerektiren bireylerin sorunu sadece eğitimsel değil toplumsallık boyutunda yaşamın içinde yer alabilmektir. Özel eğitim çalışmalarının da bu amacı destekleyecek şekilde planlanması ve uygulamaya aktarılması şarttır. Eğitim, toplumsal gelişim ve sorumluluk boyutlarını da kapsayacak şekilde genişletilmeli, çocuğun sadece bugününü değil gençlik hatta yetişkin olarak toplum içinde nasıl bir rol üstleneceği konularında da gerekli eğitimsel altyapıyı hazırlaması gerekmektedir.

 

Bu yüzden özel eğitimde sosyal pedagojik boyut hayati önem kazanmaktadır.  Toplumsal adaptasyon, özel eğitim gerektiren çocuk ve ergenler için , okuma yazmayı öğrenmek ya da davranış problemlerini azaltmak kadar önemlidir. Bu anlamda, pedagojik özel eğitim hizmet anlayışının  Türkiye de de hayata aktarılması hem özel eğitim faaliyetlerinin amaca daha iyi hizmet etmesini hem de geleceğe yönelik daha modern ve yapıcı çalışmalara zemin hazırlanmış olacaktır.